Lilypie 1st Birthday TickerLilypie Expecting a baby Ticker mektuplar - denize aşık - Blogcu



denize aşık

denize aşık

Ben denize aşık kız... diye başlayan şiirlerim,yazılarım vardır benim... öyle çok severim anlayacağınız denizi... Sonra hayatımın aşkıyla karşılaştım ve o da denize en az benim kadar aşık çıktı. Biz iki deniz aşığı,minik bir bebeğimiz olacağını öğrendiğimizde hiç düşünmedik ismi ne olacak diye; kız da olsa erkek de olsa Deniz. Şimdilik Deniz yolda, onun adına biz yazacağız yazıları ama günün birinde klavyenin başında kendiyle ilgili yazılar yazarken bugünü hatırlayıp gözlerimin dolacağından hiç şüphem yo
counter stats

Doktorum, Sibel Açıkalın’a

30/11/2007
Kategori: mektuplar

 

Küçüklüğümden beri hep şöyle demişimdir “ hayatta en zor meslekler insan hayatına müdahale eden mesleklerdir”. Bu meslekler çok çeşitli olabilir ama benim ilk üçüm hep aynıdır: doktorluk, hukukla ilgili her türlü meslek grubu ve öğretmenlik.

Şimdi düşündüğüm zaman diğer doktorlar alınmasın ama, kadın doğum doktorlarını ayrı bir yere koyuyorum. Çünkü onlar sadece bir değil aynı anda iki hayata müdehale ediyorlar. Ben doğarken doktor babama gelip “ya anne, ya çocuk...” demiş demesine ama uzuun bir ameliyat sonrası ikimizi de kurtarmış...

Hamilelik kimi zaman keyifli, kimi zaman sıkıntılı ama oldukça uzun bir süreç.

Kimi zaman fiziyolojik değişimlerin, kimi zaman kafandaki soru işaretlerin, kimi zaman psikolojik gelgitlerin aydınlatılmayı bekliyor hep bir yanında.

Her ay, hatta her 15 günde bir, sana ve bebeğine neler olup bittiğini, hamileliğinin nasıl ilerlediğini,neler yapman,neler yapmaman gerektiğini söyleyen bir desteğe ihtiyaç duyuyorsun.

İşte bu noktada ,9 ay boyunca, eşin ve ailenden sonra en önemli kişi doktorun oluveriyor hayatında.

En azından Sibel hanım benim için öyle oldu.

Korku içinde gecenin 10 buçuğunda “çok kanamam var dediğimde, kanamanın takip eden günlerinde, plasentam ile sorun yaşadığımda ve aklıma takılan binbir saçma soruyu her kontrole gidişimde paylaşmamda” o güler yüzlü melek ifadesiyle beni hep rahatlatıp, umudumu kaybetmemem için cesaretlendirdi.

Ben hep hayatın seçim ve tesadüflerden ibaret olduğuna inanmışımdır. İktisat mezunu olmama rağmen ilk iş olarak bir ilaç firmasında çalışmayı seçmeseydim, ne Ümraniye’deki Medicana hastanesinden haberim olabilirdi, ne de bu seçim sonunda tesadüfen tanıştığım ve neredeyse 4-5 yıldır tanıdığım Sibel hanımdan.

Bir de şansa çok inanırım. Ve de allahın şanslı kulu olduğuma J

Eğer öyle olmasaydı pek çok arkadaşım defalarca doktor değiştirilerken ve bana ünlü pek çok hekimi önerirlerken ben hala “doktorumdan başkasını asla düşünmem “diye bahsetmezdim.

Kuş mu konduruyor doktorun, “hepsi muayene edip benzer şeyler söylüyorlar işte, ne farkı var” diye düşünenleriniz olabilir aranızda.

Aslında bu farkı anlamanız için Sibel hanımın kendi sitesinde yazmış olduğu girişteki tek cümle yeterli:

1994 yılının Kasım ayında büyük bir hevesle kapısından girdiğim Kadın Doğum Kliniği ve sonrasında muayene ettiğim, gebeliğini izlediğim, doğumunu yaptırdığım hayat çizgilerimiz değişik oranlarda kesişen tüm hastalarımı bir dönem beraber yolculuk yaptığımızı düşündüğüm arkadaşlarım olarak gördüm.”

Daha ne denilebilir ki?

Biz bayanlar aslında pek hoşlanmayız, bir kadın doğum uzmanına kontrole gitmekten. Hatta sırf bu gerginliği yüzünden, çocuk yapma kararı alana kadar hiç kontrole gitmemiş arkadaşlarım bile var. Öyle rahatsız, öyle gergin hisseder insan kendini. Sonuçta mahremiyet çemberinden içeriye çok da tanımadığın birini alırsın kontrol esnasında.

Oysa Sibel hanımın odasından içeri girdiğinizde yüzündeki o tebessümü ve sıcak karşılamasıyla kendinizi sanki bir süredir görmediğiniz bir arkadaş ya da bir akrabayı ziyarete gelmiş gibi hissediyorsunuz. Bu da kontrol esnasında ve odadan çıkarken kendinizi iyi hissetmenizi sağlıyor.

Tüm bu yaklaşımında sevgili doktorumun sanatçı kişiliğinin paynın büyük olduğunu da düşünmüyor değilim.

Ultrason sırasında yorumlar yaparken kullandığı sıradışı ve insanın kalbine dokunan cümlelerin yanı sıra sitesinde görebileceğiniz şahane resimler onun neden farklı olduğunu anlamanıza yetiyor . (www.sibelacikalin.com)

 

 

Genelde insanlar, hep doğum gerçekleştikten sonra teşekkür ederler doktorlarına...

Tabii ki ben de edeceğim ... az kaldı J

Oysa hamilelik uzun bir süreç.

İşte bu yüzden yaklaşık 38 hafta boyunca yanımda olan , her an arayabileceğimi bildiğim, her kontrole gidişimde beni rahatlatan ve tüm badirelere rağmen bebeğimin sağlıkla bugünlere gelmesini sağlayan sevgili doktorum Sibel Açıkalın’a şimdiden, bu satırları okuyan herkesin huzurunda teşekkür ederim.

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Ciciannem-Sabiha Buzkan’a

21/11/2007
Kategori: mektuplar

Sen ki nelere dayandın, ne mücadeleler verdin, dayanamadın kısacık bir süre daha.

Olsun söz verdim kendime, ağlamayacağım. Çünkü sen asla ağlamamı istemezdin “bak oğlan hisseder üzüldüğünü” derdin eminim.

Pazar günü gelmek istediğimizi öğrenince, “gelmeyin, beni böyle görmenizi istemem” dediğinde anlamalıydım ve sözünü dinlemeyip gelmeliydim sana. Ama üzülürsün belki diye dinledim sözünü.

Sen ki, her seferinde kendini zorlayarak, kötü olduğunu, sırf ben şu halimde üzülmeyeyim diye bana hissettirmeyen koca yürekli kadın, o gün küçük bir çocuk gibi telefonda “ama saçlarım tutam tutam dökülüyor”  diye ağladığında, anlayıp yine de ,seni üzmek pahasına olsada gelip son bir kez görmeliydim seni...

İki kişinin akraba, aile olması için arada kan bağı olması gerekmediğini daha küçücük yaşta, seninle öğrendim ben.

İnsanın hayatında, aralarında kan bağı olmayan, kardeşleri,teyzeleri,ablaları, anneanneleri,dedeleri olabiliyor.

İşte ben hayattaki o şanslı insanlardan biriydim. Çünkü iki anneannem vardı.

Hatta sadece ben değil biz tüm ailecek şanslıydık,çünkü sen tüm ailemizin cicisi, cici annesiydin.

Söz verdim kendime ağlamayacağım diye... Sen hiç istemezdin ağlamamı.

Ben doğduğumda, beni ilk kucağına alan ve babama müjdeyi veren sendin.

Bu bile yeterli aslında neden sana cicianne dediğimi anlamaya...

Ama daha öyle çok şey var ki... Hiç çocuğun olmamasına rağmen, sırf bizim aileden 9 tane çocuğun vardı.

Sana geldiğim bir gün alt katındaki kebapçının “anne, nereye oturmak istersiniz?” dediğini duyunca ise anladım çocuklarının bizlerle sınırlı olmadığını,o kaca kalbine daha bir sürü çocuk sığdırıp her kesin sevgilisi olduğunu.

Sen ki nelere dayandın, ne mücadeleler verdin, dayanamadın kısacık bir süre daha.

Oysa en büyük, en güzel tepkiyi sen vermiştin haberi aldığında. Sözün vardı bize, sana bu haberi verdiğimizde göbek atacağına dair.

Telefondaki mutluluk çığlıkların hala dün gibi kulaklarımda. Ama asıl önemlisi,ilk görüşmemizde sözünü tutmuştun J

Son kez bayramda gördüm seni. Hatta öyle ki sabah kahvaltıında resmin yok diye seni ziyarete geldiğimizdeki resmi de eklemiştim.

Yine istememiştin, gelmemizi, geldiğimizdeki durgun ve bitkin halin, biz geldikten bir süre sonra değişmişti. Zorla da olsa birkaç lokma birşey yiyebilmiştin yanımızda. Ama en önemlisi, elini karnıma koyduğunda, Efe Deniz sana cilve yapmış, hareketler etmiş ve sen kahkahalarla gülmüştün “Başak bak elimi öpüyor” diyerek.

Sen ki nelere dayandın, ne mücadeleler verdin, dayanamadın kısacık bir süre daha.

Oysa öyle çok istiyordun ki Efe Deniz’i görebilmeyi, kucağına alabilmeyi.

Ama biliyorum, sen ki hayatta kanatsız bir melektin, şimdi kanatlarınla yukardan izleyeceksin bizi.

Ve hatta, Efe Deniz dünyaya geldiğinde sen de yanında olacaksın biliyorum. Onun koruyucu ve şans meleği olacaksın. İşte bu yüzden hiç üzülmemeye çalışıyorum.

Söz verdim kendime ağlamayacağım diye... Sen hiç istemezdin ağlamamı.

Seni hepimiz çok özleyeceğiz ama sen hep hepimizin kalbindeolacaksın.

Nur içinde yat ciciannem...

Yorum (2) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Efe Deniz'e

7/11/2007
Kategori: mektuplar

 

 

Bir tanem, aşkım, canım oğlum,

 

Şunun şurasında 4-5 hafta kaldı seni kucağıma almama. Düşündükçe öyle heyecanlanıyorum ki sanki kalbim yerinden çıkacakmış gibi oluyor.

Öyle garip bir his ki bu...

Hani çok sevdiğin biri uzakta bir yere gider ve onu özlersin. Ama bilirsin kimi özlediğini; kaşını, gözünü, yüzünü, davranışlarını gözünün önüne getirir “gözümde tütüyor, hadi çabuk gelsin” dersin .

İşte ben senin için bunu diyemiyorum çünkü hakkında tek bildiğim yusyuvarlak bir yüzün ve tombik yanakların olduğu J.

Oysa öyle merak ediyorum ki, gözlerini,saçlarını,burnunu,dudaklarını,boyunu,posunu... Bir insanın daha yüzünü bile görmediği bir insana böylesi bir sevgi duyması  hatta daha noktayken (zıplayan bir mercimekken) bu sevgiyi hissetmeye başlaması ne tuhaf.

Artık iyice irileştiğin şu günlerde, bazen öyle bir geriniyorsun ki karnımın içinde, koskocaman bir tepe oluyor göbeğimin üstünde. Topuklarınla ittirerek yarattığına inandığımız bu tepe her ne kadar canımı yakıyor olsada sürekli okşuyorum o kabaran bölgeyi. Çünkü sana dokunduğumu hissediyorum.

Bazen de sabahın köründe hareket edesin geliyor. Uykuya deli gibi düşkün ben, sabahın 5inde içimdeki hareklenmeye uyanıp yine de gülümseyebiliyorum. Elim göbeğimin üstünde sen tekrardan duruluncaya kadar seni hissediyorum. Sonra sen muhtemelen tekrar uykuya dalıyorsun, ben de kalkıp sana mektup yazıyorum J

Odan, beşiğin, eşyaların, herşeyin hazır oğlum. Günde birkaç kez odana girip eşyalarına bakıyorum. O odada seni hayal ediyorum ve kendi kendime gülüyorum.

Şunun şurasında 4-5 hafta kaldı seni kucağıma almama. Düşündükçe öyle heyecanlanıyorum ki sanki kalbim yerinden çıkacakmış gibi oluyor.

Öyle garip bir his ki bu... insan bir garip duygu yoğunluğu yaşıyor, gözleri dolu dolu oluyor, mektubu bile tamamlayamıyor...

Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Sevgilime,aşkıma, herşeyime, kocama

7/11/2007
Kategori: mektuplar

Bi’tanem,

 

Bir bahar günü, Ağva’da deniz kenarında kumların üzerinde oturup, denizin kenarında, etrafımızda hoplayıp zıplayan Deniz’in hayalini kurduğumuz günü hatırlıyorum.

O günün bu kadar kısa sürede gerçekleşeceğini ikimizde tahmin edemezdik.

Oğlumuza kavuşmamıza kısa bir süre kalan şu günlerde, nedense hep nereden nereye geldiğimize bakıyorum. Tek ayağındaki ayakkabıyla, saat 12 olmadan geceyi terk eden ben şimdi, o gece terk ettiğim prensimle birlikte bir bebek bekliyorum

Nasıl çabuk geçti zaman. Eğitimlerimde de her zaman söylediğim bir cümle vardır: “eğer zaman hızlı geçiyorsa insan mutludur ve yaptığı işten keyif almaktadır”.

 

Baksana 8 ay bile geride kaldı...

Bu 8 ay süresince, ben nasıl ki hergün değiştiysem sen de benimle birlikte değiştin.

Hatta benden çok aşerdiğin ve kilo aldığın bir dönem bile oldu J

Bu uzun ve sancılı süreçte,her ne kadar sana hamilelik kaprisi yapmamaya çalışsam da eminim içinden “ya sabır” çektiğin günler olmuştur.(bakınız: “ruhumun gelgitleri”).

Ama asıl önemli olan baba olacağını öğrendiğin günden beri üzerinde nasıl bir sorumluluk hissettiğini ve maddi, manevi bu sorumluluğu üstlenebilmek için ne kadar çaba gösterdiğini gördüm.

Sanırım bir anne adayının rahat ve mutlu bir hamilelik geçirebilmesi için bundan daha önemli hiçbirşey yoktur.

Zaman zaman “keşke daha fazla yanımda olabilse” dediğim anlar olmuyor değil. Çünkü insan bu dönemde en çok sevdiğini yanında istiyor. Hiç konuşmasa bile,sevdiğinin eli göbeğinde öylece oturmak istiyor. Gün biterken yorgun düşen gözlerin ve bedeninle yanıma geldiğinde uyumadan, daha doğrusu sızmadan payıma düşen 10-15 dakikayla yetinmeye çalışıyorum.

Sorumluluk, fedakarlık yapmayı gerektiriyor ve dediğim gibi bu sorumluluğu yüklenmiş bir eşe sahip bir anne adayının rahat ve mutlu bir hamilelik geçirebilmesi için bundan daha önemli hiçbirşey yoktur.

 

Bir de daha şimdiden değişen hayatımız var tabi;

Eskisi gibi gece çıkamamak, haftasonları yakın yerlere gidememek, beraber deli gibi içip kafayı bulamamak, beraber spor yapamamak...vs

Ben tüm değişimleri içimde, bedenimde,ruhumda hissettiğim için bu durumları kabullenmem ve uyum sağlamam çok zor olmuyor.

Oysa senin açından baktığımda, bir oğlunun olacağı düşüncesi ve sürekli karnı büyüyen bir eş dışında bu gerçekliğe adapte olmak hiç kolay olmasa gerek.

 

Aslına bakarsan, doğum yaklaştığı için hem seviniyorum, hem üzülüyorum.

Seviniyorum çünkü üç kişi olmamıza, oğlumuza sarılmamıza ve bedenime kavuşmama az kaldı.

Üzülüyorum çünkü, oğlumuzla iç içe olmayı ve hareketlerini hissetmeyi,  senin koca göbeğimi sevip “ya sen çok tatlı oldun, bayılıyorum bu haline” deyişini özleyeceğim.

 

Uzun bir yolun sonuna yaklaştık, ama biliyorum ki bu yolun sonu üç kişi yürüyeceğimiz çok daha uzun, çok daha engebeli, çok daha yorucu bir yola bağlanıyor.

Hiç gözümde büyümüyor ya da korkmuyorum, çünkü yanımda sen oldukça gidemeyeceğim yol, aşamayacağım dağ yok J

 

Tüm bu “ruhumun gelgitlerinin” yaşandığı 8-9 ay boyunca yanımda olduğunu, sevgini ve ilgini heran hissettirdiğin için çok teşekkür ederim aşkım.

 

İyi ki varsın, iyi ki aşkımsın. Seni çok seviyorum...

 

Yorum (2) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Annem'e

7/11/2007
Kategori: mektuplar

 

“Anne olunca beni anlarsın” derdin ya hep, o küçük zıplayan mercimeği gördüğüm gün anladım seni. Ve dedim ki :

 

Anne ya,  ne zormuş anne olmak.

 

Ne büyük, ne sağlam bir yüreğin varmış senin.

Ben daha yüzünü görmediğim,kucağıma almadığım bir mercimeği kaybedeceğim korkusunu yaşıyor ve onu canımdan çok seviyorsam...sen beni bu yaşa getirene kadar neler yaşadın kim billir?

Kim bilir ne fırtınılar koptu içinde beni okul gezilerine yolarken, nasıl korktun hasta olduğumda, ne endişelerin oldu ergenlik dönemimde, nasıl çaresiz hissettin aşk acısı çektiğimde...

 

Anne ya,  ne zormuş anne olmak.

 

Ben iyi bir eğitim nasıl verebiliriz diye harıl harıl kitaplar araştırıp, sürekli birşeyler okuyorsam şimdiden... sen neler yaşadın ben üniversiteden mezun oluncaya kadar?

Yağmurlu,karlı havalarda beni kurslara getirip götürürken,bitirme tezimi yazmaya çalışıp,başaramazken, kim bilir kaç kez “acaba” diye geçirdin içinden; “acaba başarabilecek mi?” “acaba eğitim masraflarını karşılayabilecek miyim?” “acaba emeklerinin karşılığını alabilecek mi”, “acaba mezun olabilecek mi”....acaba, acaba....

 

Anne ya, ne zormuş anne olmak.

 

Arada, arkadaşlar laf attıyorlar “bu durumda sen kaynana olacaksın, vay kızın haline” diye. Oğlum büyüyecek, sevdiği kızı getirip tanıştıracak ve bir gelinim olacak...

Yok yok gelin değil “kızım” olacak. İş güç sahibi olup aşk meşk meselelerini konuştuğumuzda tek şey söylerdin bana “ kızım, öyle birini getir ki ailemize, bana damat değil evlat olsun”. Ama kim bilir ne endişeler vardı yüreğinde, ya yanlış birine tutulursam, ya görmezse gözlerim karşımdakinin doğru insan olup olmadığını diye.

Ama temiz kalplisin sen.

Yine duaların kabul oldu. Bir kızın vardı, bir de oğlun oldu. Hatta çok yakında bir oğlun daha oluyor J

 

Anne ya, ne zormuş anne olmak.

 

Büyüttün,okuttun,evlendirdin... bitti mi?.... Nerdeee?

Şu 9 ayda kimse senin kadar çekmedi benim cefamı...

İlk üç ay, yerimden kımıldayamazken benimle birlikte eve kapandın. Kim bilir ne korkular geçti kalbinden hiçbirini bana yansıtmadın.

Sonrasında her işime sen koştun. Defalarca hastaneye getirip götürdün, bir yandan bizim evdeki işlere koştun, bir yandan kendi evindekilere,  ben rahat bir hamilelik geçireyim diye beni “pamukprenses” yaptın, kendin “kül anne” oldun.

Sayılı gün kaldı anneanne olmana...

Anneanne olunca biter mi diye düşündüm.

Siz okuyanlar verin cevabı...

Evet , tabi ki bitmez. Bitmediği gibi az çok hayal ediyorsunuzdur; “Anne, kadın gelemeyecekmiş bugün Efe Deniz’e sen bakabilir misin?” “Anne, cumartesi gecesi bir arkadaşın düğünü var, Efe Deniz sende kalabilir mi?” “Anne, Fikret ,yarın çalışacakmış Efe Deniz’i kontrole beraber götürelim mi?”......ve bu cümleler böyle uzar gider.

 

 

Anne ya, ne zormuş anne olmak.

 

Ne büyük, ne sağlam bir yüreğin varmış senin. Ve ben ne şanslı bir çocukmuşum ki senin gibi bir annem var.

 

Dünüm, bugünüm ve yarınım için sana ne kadar teşekkür etsem az.

 

İyi ki varsın annecim, seni çok seviyorum.

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Aileme

7/11/2007
Kategori: mektuplar

Ergenlik döneminde öyle sıkılırdım ki... “Off amma kalabalık bir aileyiz, her bayram,her seyran gez gez bitmiyor” derdim.

Yaşım ilerledikçe “italyan ailellerine “benzettiğim bizim çekirdek aile -ki çekirdeği 16 kişi- evlendikten sonra- ki bir anda olduk çekirdeği 27 kişi-  benim için gurur ve mutluluk kaynağı olmaya başladı.

Mutluluk kaynağı olan güzel ailem beni hamilelik dönemimde de yanlız bırakmadı.

İşte şimdi siz tüm aileme  teşekkür etmek istiyorum.

Babama: 29 yıllık hayatımda, ilk defa beni bu kadar sevdiğini hissettirdin.

Özellikle son 3-4 aydır sendeki değişimi hayret ve hayranlıkla seyrediyorum. Birşey değil bu ilgi ve sevgiyi koruyabilmek için çocuk üstüne çocuk yapmaya kalkacağım J

Anneanneme: başımızda büyüğümüz olarak, manevi desteğini bizden hiç eksik etmeyip,her hafta aşerdiğin birşey var mı diye sorduğun için.

Şennur teyzeme: haftada bir balık yemem için vesile olduğun, evde sıkılmamam için elinden geleni yaptığın ve Efe Deniz’e yazarından imzalı ilk kitabını aldığın için.

İsmail baba’ma-Necla annem’e: İzmir’de de olsanız hep yanımda olduğunuzu hissettirdiğiniz için.

Beyhan Ablama: Beni “kardeşin” olarak kabul ettiğin, daha ilk öğrendiğin andan itibaren “bizim için en önemlisi sensin, sen iyi ol yeter” dediğin ve yorgun argın eve gelip de Efe Deniz için bir sürü güzel şey ördüğün, ablam olduğun için.

Cici anneme: Bebeği öğrendiğinde en güzel tepkiyi sen verdiğin, hastalığını bir kenara itip bebek için hayata dört elle sarıldığın ve yanımızda olduğun için.

Öztürk ailesi, Ondur ailesi, Acar ailesi ve Erol ailelesine de hamileliğim süresince yanımda olduğunuzu ve desteğinizi hissetirdiğiniz için.

TEŞEKKÜR EDERİM

Yorum (2) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı