![]()

![]()
İnsan bebeği söz konusu olunca her konuda pimpiriklenip onun iyiliğini istiyor.
Bir önceki yazımda geçen bir cümle hem benim kafamı, hem de ortalığı karıştırdı.
“Efe Deniz, sütlü bisküviye bayılıyor.”...
Öncelikle hepinizin bizim iyiliğimiz için yazdığınız yorumlara çok teşekkür ederim.
Haftasonu doktor kontrolümüz vardı. Tabii haliyle doktorumuza ilk sorum “inek sütü” ile ilgili aldığım bilgiler hakkında oldu.
Kadir bey sadece gülümsedi ve Birleşmiş Milletlerin yayınladığı bir makale çıkardı önüme. Bu makalede mama firmalarının bazı ülkelerde reklama ve promosyona yatırdığı paradan –ki bu oran cirosunun %5’ini geçemez) , bahsediyordu. Rakamı çok net hatırlıyorum; 1 milyon dolar .
Diğer bir makalede ise Filipinlerin mama firmalarının reklam ve satışını engellemeye kalkmasıyla nasıl ticaretlerine ambargo konduğu, ve Sağlık bakanlarının bu uygulamada ısrarı sonucunda oğlu ile birlikte nasıl öldürüldüğü yazıyordu.
Daha önce ilaç firmasında da çalışmış biri olarak işlerin nasıl yürüdüğünü iyi bilirim. İlaç firmalarının, medikal firmaların, mama firmalarının tüm hastaneye hatta tüm doktorlara aynı şeyi söyletebilecek güçleri vardır. Hele ki firma güçlü ve yurtdışıkökenli ise. Eğer firma maddi olarak güçlüyes istediği gazetede istediği yazıyı çıkartır, istediği doktora istediği makaleyi yazdırır,istediği konferansta istediği cümleleri söyletir. Acı ama gerçek...
Tüm bu yazdıklarımdan zannetmeyin ki mamaya karşıyım ya da hiç mama kullanmıyoruz. Efe Deniz’in hala 6 öğünün 3’ü mama. Biri yoğurt (ki yoğurt yaparken de süt kullanmıyor musunuz?)
Biri meyve püresi, biri de ya sebze çorbası ya da sütlü büsküvi J Ama şimdilik 6.ayımız dolduğu andan itibaren hedefim, evde ne pişiyorsa ondan vermek ve mama olayını sonlandırmak.
Ayça’nın “pi’nik kuş” diye bir sitesi var. Aynı konu orada da tartışılmış ve yazılanları sizlerle paylaşmak isterim : http://www.pi.web.tr/aycao/?p=1137
Bir de burada Ayça’nın bir cümlesi benim çok hoşuma gitti , ben de aynen katıldığım için bu cümleye yine sizlerle paylaşmak istiyorum: “eğer doğada mama ihtiyacı olsa aptamil ağaçları olur ya da başka canlılardan aptamil elde ederdik..ama maalesef ki yok”
Diğer taraftandoktorumuz Kadir Tuğcu’nun konuyla ilgili görüşlerini yazdığı bir makale ve www.anneoluncaanladım.com sitesinde yazdığı “anne sütü ve rakipleri” yazısı mama firmalarının startejisini az çok anlatıyor. İlk makale biraz fazla tıbbi terim içeriyor ama eğer sıkılmazsanız aşağıdaki linklerden ulaşabilirsiniz.
http://www.tumgazeteler.com/?a=114261
http://www.anneoluncaanladim.com/yazi.asp?id=424
Sonuç olarak, tekrardan hepinizin konuyla ilgili hassasiyetinize teşekkür ederim.
Ama pek çoğunuzun da yorumlarında yazdığı gibi her anne kendine göre besler, yetiştirir çocuğunu. Yani diğer bir deyişle kendi doğrularıyla. Kimimiz annemizin-kayınvalidemizin bize söylediklerini uygularız, kimimiz doktorumuzun yolunda gideriz, kimimiz tüm bilgi kaynaklarını araştırırız ama hepimiz kendi içgüdülerimizle tüm bu söylediklerimi harmanlar, kendi doğrumuzu yaratırız.
Kimi 6 aya kadar oturtmaz, kimi pastorize süt vermez,kimi mama vermez, kimi yere düşen emziği vermez, kimi yola düşen emziği verir,kimi hiç emzik vermez, kimi yolda emeklemesine müsade eder, kimi yere bırakmaz,...vs,vs bu liste böyle uzaarrr gider...
Ne kadar farklı olursa olsun düşüncelerimiz, davranışlarımız, yetiştirme tarzlarımız, hepimizin ortak noktası, çocuklarımız için en iyiyi istiyor olmamız.
Yazıma son vermeden önce, hepinizin, geçmiş...
ANNELER GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN...
Yorum (6) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
20 günlük anne olarak tecrübelerimi yazarken aylar ilerledikçe yazacak-paylaşacak çok daha fazla konum olacağını biliyordum.
Öyle de oldu.
Beni bilirsiniz bildiğim birşey varsa paylaşmadan edemem işte o yüzden buyrun yeni tecrübelerimi ve bebekler hakkında söylelen yalanlar ile ilgili keşiflerimi J
3 aylık anne olarak hayatı kolaylaştıran ürünlerle ilgili şunları öğrendim:
· “20 günlük annenin tecrübeleri” yazımda pişik kreminden bahsetmiştim. Bu sefer pişiği önleme tekniklerinden bahsedeceğim.
Eğer evinizde sürekli olarak sıcak su var ise, her kaka sonrası bebeğin poposunu lavaboda yıkamak pişik olayını sıfıra indiriyor. Tabi bu noktada, tek elinizle bebişinizi tutup tek elinizle poposunu yıkayacağınız için can alıcı nokta şampuan ya da sabun oluyor. Pompalı şampuanlar yıkama işlemini kolaylaştırıyor.
· Giyim-kuşam konusunda pek çoğumuz, gördüğümüz her güzel kıyafeti bu bıcırlar için dayanamayıp alıyoruz. Ancak ilk 2 ay için her kıyafet sanıldığı kadar pratik olmuyormuş. Düşünsenize elinizin altında tüy siklet bir beden, minnacık bir kafa var ve üstelik o kafa thisirt giydirilirken siz kaldırmazsanız dik duramıyor.
Bunu keşfettiğimde neden daha fazla önden kapanan tulum almadım diye kendi kendime söylendim. Özellikle soğuk havalarda giydirip soymanın seri olması açısından kadife ve önden çıtçıtlı tulumlar hayat kurtarıyor. (geç de olsa tulum sayısını arttırdık ama bizimki o kadar çabuk uzadı ki “çocuğun yediği helal, giydiği haram sözünü” bizzat anlamamı sağladı.
· Anladım ki annelik herkesin üzerinde ahkam kesip, sınırsız konuştuğu bir konu. Eğer kulaklarını az da olsa kapamazsan çıldırma eşiğine gelebiliyorsun. Çünkü sürekli olarak, emzirmenle,sütünün azlığı-yetişiyle, yediğin içtiğinle , bebeği tutuşunla , kucağına almanla, bebeğin ağlamasıyla, bebeğin kaka yapması ya da yapamamasıyla ilgili her kafadan bir ses çıkıyor.
Oysa ki her bebek farklı. Kimi bebek 5 dakika emip doyuyor, kimi bebek 20 dakika emmek istiyor.Kimi bebek her gün 2 kez kaka yapıyo kimi bebek 2 günde bir. Kimi bebek üşüyor, kimi bebek sıcağı sevmiyor. Ve tüm bunları en iyi o bebeğin annesi anlıyor. O zaman geriye tüm bu “akıl hocaları”na kibarca teşekkür edip, bebeğini dinlemek kalıyor.
· Bazı durumlarda doktorların teoriği ile hayatın pratiği örtüşmeyebiliyor.
Örneğin,emzirmek çok çok önemli. Süt verebilmek için 3 şeyin gerekli olduğundan bahsetmiştim. (Su, Uyku, Moral). Bu noktada doktorlar ilk 6 ay mamayı önermiyorlar. Ama anne sütü de o kadar çabuk sindiriliyor ki, benim gibi uykusu hafif olan birinin emzirdikten sonra o aradaki 2 saatte uyuması mümkün olmuyor. E uyuyamayınca da süt azalıyor. Yani bir kısırdöngü.
İşte bu yüzden her ne kadar doktorumuz “ilk 6 ay sütün olduğu müddetçe anne sütünden başka birşey verme” demiş olsa da benim ruh ve süt sağlığım için gece 12:00 de ve sabah 04:00 de oğlumuza mama vermeye başladık. Bu sayede 12:00-04:00 arası kesintisin minimum 3 saat uyuyabilen bendeniz de daha sağlıklı bir şekilde tüm gün emzirmeye devam edebiliyorum. Yani kısaca, bebeğinizin ve sizin sağlığınız için en doğruyu yine siz yaşayarak buluyorsunuz direnmek bir çözüm getirmiyor.
· Mama vermeye başladığımızdan beri Dr. Browns dar ağızlı biberonun ne kadar kullanışlı bir biberon olduğunu bir kez daha anladım.
( http://www.e-bebek.com/Product_Detail.aspx?ProdID=394) Kesinlikle tavsiye ederim.
· Yine tavsiye edebileceğim bir ürün hızlı ısıtıcı. Sema ablamların aldığı Avent Express mama(ya da anne sütü) ısıtıcısı sayesinde mama ya da süt tam istenilen sıcaklığa geliyor. (valla o sıcaklığı tutturmak kolay değil, mamanın üstünde şöyle yazıyor; önce suyu kaynatın sonra 60 dereceye düşürüp mamayla karıştırın vermeden önce de 37 dereceye düşürün.) İnanın o 60 derece olayını hala çözemedim J. Benim parmakların 40 derecenin üstünü ölçebilme özelliği yok J
(http://www.e-bebek.com/Product_Detail.aspx?ProdID=749)
· Son tavsiyem ise sevgili hamile ve hamile adayı arkadaşlarıma( zeynep ve bora yakın zamanda dedikodunuzu yapacağım burada haberiniz olsun), hamileliğinizin 20 ile 24 haftaları arasında , bebeğin kalbi, iç organları, gelişimi ve her türlü detay bilgi için fetus uzamanı Prof. Atıl Yüksel’den en az 2-3 ay öncesinden randevu almanız tavsiye ederim. Telefon numaraları : 0212 236 60 90 - 259 50 20 - 261 22 50
Tüm bunlarla beraber, bebekler hakkında bildiğimiz,öğrendiğimiz, duyduğumuz pek çok konu hakkında günler geçtikçe engiiiinn tecrübelere sahip oldum. Ve bu tecrübelerin yazılan-çizilenler ile, duyulan-inanılanlar ile alakası olmadığını anlamam çok kısa sürdü.
Bir bebeğimiz olacağını öğrendiğimde hemen kitaplara,internete saldırıp bilgi edinmeye başlamıştım, okudukça,öğrendikçe hoşuma gitmişti her yeni bilgi.
Çoğunlukla uyuyan, uyanınca emzirmem gereken, bebek gibi mışıl mışıl uyuyup, uyandığında mırıl mırıl sesler çıkarıp oyunlar yapan bir bebeğim olacaktı.
Amaaa, amaaa gelin görün ki tüm yazılıp-çizilenler filmimizin fragmanı imiş...
Efe Deniz ile birlikte bu bilgilerin çoğunun “traji-komik bir kandırmacadan ibaret olduğunu keşfetmiş oldum.
Ve düşündüm ki bu “traji-komik” gerçekleri herkes bilmeli, madem tecrübeleri paylaşıyoruz bu yazılmayan bilgileri de halihazırda bebek bekleyen pek sevgili arkadaşlarımla paylaşmak isterim.
Çünkü bebek kitaplarında yazan, ya da dilimize yerleşmiş, ve herkesin bebeklerle ilgili doğru sandığı pek çok bilgi aslında YALANN J
Ne gibi mi ? Buyrun aşağıda listesi;
· Bebekler günde 20 saatlerini uyuyarak geçirirler .Külliyen YALAN. Çoğu bebek günün yarısını uykuda yarısını uyanık geçiriyor. Ama bizimki gibi evlere şenlik bir oğlunuz varsa bu orantı tam tersine dönüyor. Yani bebekler günde 20 saatlerini uyanık geçirirler gerçeğiyle yüzyüze geliyorsunuz.
· “Bebek gibi uymak” deyimi YALAN. Şimdi bebek gibi uymak iyi birşey gibi algılanıyor değil mi? Ama işte öyle değil. Emin olun kimse bebek gibi uymak istemez. Çünkü bebekler uykunun büyük kısmında kıpırdanıp, ıkınıp, mırıldanıp, homurdanıp, arada da ağlamaya benzer sesler çıkarıyorlar. (tabii bir de kocanız horluyor zannedip, aslında o horultunun bebeğinizden geldiğini anladığınızda şok olmayın J )
· Bebekler “agu,bugu,aaa” gibi güzel sesler ya da mırıltılar çıkarır. Külliyen yalan. Efe Deniz’in gece çıkardığı sesleri bir teybe kaydedip gelip size dinletsem ve “bu ne sesi?” diye sorsam, pek çoğunuz “lahana tarlasına girmiş ve lahanaları yiyen yaban domuzu” diyebilirsiniz. (hiç lahana tarlasına girip lahana yiyen yaban domuzu sesi duydun mu diye düşünüp konuyu dağıtmayın lütfen, anladınız siz ne demek istediğimi – bu arada muhtemelen çocukluğumuzun o saçma sapan ninisinin dışa vurumu oldu bu cümle. Hani şu “dandini dandini dastana, danalar girmiş bostana, kov bostancı danayı, yemesin lahanayı” diye anlamsız sözleri olan)
· Bebeklerin kakaları ve gazları, süt emdikleri müddetçe kokmaz. Yalan, burnumu kapatmak zorunda kaldığım, kokudan bayılacağımı sandığım zamanlar bile oldu J
Üstelik bu gaz çıkarma esnasında etrafınızda daha önce bir bebekle alakası olmamış biri varsa size tuhaf tuhaf bakabilir. Siz de bebeğinizin gaz çıkarmasının mutluluğuyla “gaz çıkardı” diye sevincinizi bu kişiyle paylaşırsanız. Karşınızdaki kişinin yüzündeki “bi de utanmadan minnacık bebeğe atıyor suçu” ifadesini rahatlıkla gözlemliyebilirsiniz. Çünkü o minnacık bebek, boyu kadar bir bağısaktan çıkabilecek sesler çıkarabilme kabiliyetine sahipmiş, bilmeyenlere duyurulur. (geğirme konusunda da iddialıdırlar kendileri)
Tüm bunları okuyan sevgili hamile arkadaşlarım,
Bu “acı” gerçekleri bana kimse önceden söylememişti, ha birileri söyleseydi de muhtemelen ya inanmaz ya da olsun derdim. Sakın gözünüzü korkutmasın yazdıklarım. Çünkü bu “acı” gerçekler size o kadar tatlı geliyor ki, gaz çıkardığında ya da kaka yaptığında evin içinde “oley oley oley” şeklinde timsah yürüyüşü yapabiliyor, uyurken duyduğunuz horultusu ya da garip seslerine bakıp “ahh ne tatlı” diyebiliyor, bütün gün uyumayıp bir kaç saat fazladan uyuduğunda “aman hadi uyansa da biraz sarılsam” diye düşünebiliyorsunuz.
Sonuçta ne kadar garip ya da iğrenç birşey yapsa da siz ona tapıyorsunuz ve doğurmakla çok güzel birşey yapıyorsunuzJ
Hadi ama doğurun da Efe Deniz’in arkadaşları çoğalsın J
PS : Tecrübelerimizi paylaşmaya devam edeceğim... bizi izlemeye devam edin J
Yorum (3) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Kolik mevzusu derin mevzu imiş. Bir başka yazının içine sıkıştırılmayacak kadar derin imiş ki pek çok bahsedilecek nokta içimde kalmış, yazamadığım her cümle gece yattığımda aklımın içinde dönüp duruyor.
Dayanamadım, bir daha kolikten detaylıca bahsetmek, “kolik” ile ilgili hissettiklerimi, yaşadıklarımı anlatmak istedim...
Bu kolik var ya bu kolik, illet bir şey. Minnacık bebeğiniz, kollarınızın arasında feryat figan ağlarken, bu ağlamaların gerçek ağlamalar olmadığını ve hatta bebeğinizi kesinlikle yıpratmadığını bilseniz bile içiniz parçalanıyor. Ve her defasında, daha doğrusu her kriz sonrası benim aklımdan Sezen Aksu’nun o unutulmaz parçasının sözleri geçiyor;
“Sen ağlama, dayanamam.
Ağlama göz bebeğim sana kıyamam...”
Ben hep, bu tür şarkıların sevgiliye yönelik dinlendiğini sanırdım ama bebeğimiz doğduğundan beri aşkın bambaşka bir boyutunu keşfettim.
Hatta bunun en iyi örneğini de doğum sonrası kontrolü için gittiğim doktorumun “Eee ne kadarlık oldu Efe Deniz?” sorusuna cevap verirken fark ettim.
Cevabım aynen şöyle idi: Bir ay 8 günlük. Utanmasam kaç saatlik olduğunu da söyleyebiliridim.
Genelde insan çok aşık olduğu kişi ile ne kadardır beraber olduğunu soranlara bu şekilde cevap verir. Çünkü her geçen gün ayrı bir güzel, ayrı bir anlamlıdır. İşte Efe Deniz ile birlikte ben aşkın bambaşka bir boyutunu buldum. Değil günler, paylaştığımız her anda bile farklı bir yönünü, farklı bir kıvrımını, farklı bir mimiğini keşfediyorum oğlumun. Ve hatta kolik krizleri esnasında bile.
Neyse kolikten nerelere vardım, dönelim kolik mevzusuna.
Bu kolik öyle illet bir şey ki sadece oğlumuza değil bize de hayatı zindan ediyor.
Onu sakinleştirmenin binbir türlü yolunu ararken, değil saatleri,dünyayı ve hatta kendimizi bile unutuyoruz.
Eğer nasıl birşey olduğunu anlamak isterseniz, bebek ağlaması(hatta çığlığı) sesi kaydedilmiş bir cd’yi en yüksek volümde açın .Hatta mümkünse kulaklıkla kesintisiz bir şekilde 2-3 saat dinleyin. Cd’yi dinlerken elinizde 4-5 kilo ağırlığında detarjan ya da yumuşatıcı olsun ve bu ağır kütleyi sürekli bir elinizden diğerine geçirin ,bir yandan da sürekli evin içinde gerek konuşarak, gerek şarkı söyleyerek dönüp durun.
Cd’yi 15-20 dakikalık süreler için kapatın ve bu sürlerede koltuğunuza eğilip kalkın (bez değiştirme, giydirme-soydurma) ve sonra kaldığınız yerden devam edin...
Tabii bunun yanı sıra bir önceki geceden kalma uykusuzluk, yorgunluk ve bel ağrısı olduğunu da unutmayın.
İşte kısmen kolik böyle bir şey... eksiği var, fazlası yok...
Biz çözüm olarak gittik bir kolik cd’si aldık. Evet,kolik cd’si, diğer adıyla “Buziki Orhan’ın” eserleri işe yarıyor. Hatta genellikle çok işe yarıyor,hayat kurtarıyor. Diyebilirim ki bu ağlama krizleri geldiğinde %70, kolik cd’si sayesinde rahatlayabiliyor oğlumuz.
Ama oğlanı koltuğa oturtup cd’yi dinletemediğimizden, bir yandan kucağımızda hafif hafif sallaren, bir yandan kapanmaya başlayan gözlerine bakıp “tanrım, ne olur rahatlasın” diye dualar ediyoruz.
Tam rahatladı gözleri kapandı derken ise bizimki yine yaygarayı basabiliyor.
Kolik cd’sinin işe yaramadığı geriye kalan %30 luk durumlarda ise,55 santimlik bir minik adamın, koca insanları ne maymun hale soktuğuna şahit oluyorsunuz;
Anneanne’nin “gırrr gırrrr, fiuv fiuv” diye bağırarak, kolik cdsindeki sesleri taklit etmesine.
Babanın gecenin 11 küsüründe apartmanın arka bahçesinde pusetindeki oğlan ile dolap beygiri gibi dönüp durmasına.
Annenin kucağında hoplata hoplata evin içinde bilmem kaçıncı turunu atarken rep şarkılarına taş çıkaran uydurma sözler ile sakinleştirme çabalarına.
Anne-babalar, bu kolik illeti yüzünden çocuktan soğuyabilir, negatif duygular beslemeye başlayabilir ve hatta yorgunluğun birikimi sonrasında bebeğe yönelik sert davranışlar gösterebilirlermiş.
Neyse ki pozitif bir insanım da, tüm bunlara katlandıktan sonra koliğin, bendeki yan etkisi sinir bozulmasından dolayı gülme krizi ve söylenenleri anlamama ya da algıda düşüklük (kibarca yazayım dedim ama alenen salaklaşma) olarak sonuçlanıyor.
Diyorlar ki, bebek kendi kendine dönebilmeye başladığından 3üncü aydan itibaren rahatlarmış. Bazıları ise gözümü korkutup, kolik durumunun 6 aya ya da 1 yıla kadar sürdüğü olabilir diyor.
Valla 3 aya şunun şurasında 1,5 ay kaldı, tahammül edilebilir. Ama 6 aya kadar sürecek olursa ,işte o zaman bunun sonucu kısaca şöyle özetlenebilir:
“Efe Deniz kolik, annesi ve babası da oldu alkolik”
Yorum (5) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Yılbaşından bu güne,11 gündür, ha bugün yazdım ha yarın yazacağım.
Neler oldu bu sürede neler...
Yılbaşında bütün gün romantik komedi filmi fragmanı tadında uyuklayan oğlum , gece saat 12’yi geçince korku filmi edasıyla sabah 08:30 a kadar, hem ağladı, hem debelendi,hem de hiç ama hiiiç uyumadı. Zavallı annesi ise geceyarısına kadar içip mutlu mesut bir gece geçireceğini zannederken, geceyarısından sonra balkabağına dönüştü.
Sabah 09:30’da kayınvalideme devir teslim yaptıktan sonra akşamüstü 16:00ya kadar uyudum. Uyandığım da bir de ne göreyim. Bütün gece gözünü kırpmayan velet hala uyanık. Bir bakıma sevindim. “ohh tamam, madem şimdi uyumuyor,kesin bu yorgunlukla bu gece deli gibi uyur” diye düşündüm.
Kul kurar kader güler, diye bir söz vardır ya... kader bu sefer kahkahalar attı.
Gece saat 03:00’de, elimde 4 küsür kilo civarına ulaşmış olan oğlumuzla odanın içerisinde 120inci turu atarken aklıma (sanırım yakın zamanda da televizyonda gösterildiğinden) “Kill Bill” deki Pai Mei tarafından omzunda su dolu kovalarla yüzlerce merdiven basamağını çıkmak zorunda kalarak eğitilen Beatrix (Umma Thurman) karakteri geldi.
Eğer oda içindeki turlara başladığımda evden çıkıp,caddeye inseydim bizim evden Şaşkınbakkal’a ya da Suadiye’ye kadar yürümüş olurdum.( bu turların tek faydası hamilelik sırasında almış olduğum 15 kilonun daha bir ay bile geçmeden 10nu vermiş olmam)
Sabah gün ışımaya başladığına, Efe Denizin ağlamalarını bastırmak için bütün alternatifleri denemiş(pusetine koyup ev içinde dolanmak, kucağımda zıplatarak dolanmak, kucağımda sallamak,defalarca emzirmek,emziğini vermeye çalışmak ve her ağzından çıkardığında bu hareketi defalarca tekrarlamak...vs), kollarımda derman, gözlerimde fer kalmamış bir halde yatağa girdiğimde bütün kemiklerimin sızladığını ve garip ama yaşlandığımı hissediyorum.
Bu sızlamaların sebebi, Çarşamba gecesi ortaya çıktı.
Bütün bu yorgunluk sonucunda direncim düştü herhalde ki, eve giren mikroplardan bir tek ben nasibimi aldım ve Çarşamba gecesi 39 derece ateşlendim.
Bütün gece değil kolumu kaldırmak, sesimi bile çıkaramadım.
Ben sesimi bile çıkaramadım ama oğlumuz yine aynı tempoda gece mesaisini sürdürdü ve babasının Perşembe günü hiç uyumadan işe gitmesini sağladı.
Hal böyle olunca ve perşembe gündüz de bu karnı tok, altı temiz, gazı alınmış olmasına rağmen bitmek bilmeyen ağlama nöbetleri ve uykusuzluk hali devam edince, sorumlu bir anne olarak ilk iş sorunu internette araştırdım.
Ve de çözdüm.
Bizim oğlan meğer “KOLİK”miş.
Kolik nedir derseniz, işte www.kolik.com.tr deki anlatımıyla kolik.
Kolik; sağlıklı büyüyen ve genellikle küçük bebeklerin belirgin bir sebep olmaksızın aşırı ağlamalarıdır. Ağlama, günde 3 saati geçtiğinde kolik özelliği olarak kabul edilir. Ancak ağlamanın ölçüsü her anne baba için değişebilmektedir. Bu nedenle en basit tanım; belli aralıklarla oluşan ve ilk üç ay boyunca süren sebebi belli olmayan ve aileyi rahatsız edecek düzeydeki ağlamalar olarak yapılabilir.
Kolikli bebeklerin ağlama nöbetleri özellikle öğleden sonra ve akşam saatlerinde olmaktadır. Bebeklerin yalnızca %47’sinde belirtiler üç ay içerisinde kaybolmaktadır. Ağlama % 41’inde altıncı aya kadar, geriye kalan %12’sinde ise 12. aya kadar sürmektedir. Bebek ağlaması genellikle, 3 haftalık bebeklerde saat 18.00’dan 23.00’a kadar, 6 haftalık bebeklerde saat 15.00’dan 24.00’a kadar görülür. Ağlama genellikle her gün hemen hemen aynı saatlerde ve aniden başlar. Kolik ağlaması bebeğin her zamanki normal ağlamasından farklıdır. Hergün tekrarlanan ağlamalar sırasında bebek arada normal ve sakin günler de geçirebilir. Anne ve baba bu huzursuz dönemin hiç bitmeyeceğini düşünürken kolik birdenbire veya yavaşça sona erer.
Son cümleye kocaman bir “AMİNN” diyorum.
Tabi hal böyle olunca kolik problemini nasıl çözebileceğimizi kara kara düşünürken kolik CD’sini keşfettik.
“Kolik” albümü; sürekli ağlayan yenidoğan bebeklerin sakinleşmesi ve uykuya geçmesi için özel müziklerden oluşuyor. İçeriğinde white noise ve diğer özel frekanslar, anne rahim sesleri ve melodilerin birleşiminden oluşan repertuvar yer alıyor.
Daha önce saç kurutma makinası, elektrik süpürgesi,süt sağma makinası gibi elektrikli aletleri de denemiş olmamıza rağmen bu cd’nin etkisi bambaşka oldu.
Efe Deniz’in ağlamalarını bastıracak kadar sesini açtığımızda, önce susuyor, şaşkın şaşkın sesleri dinliyor ve sonra sanki sihirli bir değnek dokunmuşcasına sakinleşiyor.
Hatta çoğu zaman bu cd eşliğinde uykuya dalıyor.
Bu Cd’yi keşfedip aldığımız gün ile annemin evine göç edişim de aynı güne denk geldi.
Yok yok oğlanın kolik durumuna sinirlenip ve uykusuzluğa tahammül edemeyip “ben annemin evine gidiyorum!” demedim.
Apartmanımızın kalorifer kazanı çürümüş.
Ve apartman yöneticimizin basiretsizliği yüzünden bir gece konaklamak üzere gittiğimiz annemlerde 6 gece kalmamız gerekti. Keramet kolik cd’sinde miydi, yoksa anneannesinin “uslu olmazsan yazın seni havuza götürmem” tehdidinde miydi bilemiyorum ama bu süre zarfında bıcır bize acıdı da çok uykusuz kalmadık.
Şunu da bu vesileyle öğrendim ki bebekle bir gece için bile bir yere gitmen gerektiğinde yanında en az 1 çanta ve 2-3 torba alman gerekiyor.
Kaloriferzede olunca, normalde 14 ocakta olan ama babanne ve dedesi gitmeden yapalım diye 8 ocağa organize ettiğimiz ve herkese önceden haber verdiğimiz 40 mevlidi de mecburen Efe Deniz’in ninesinin evinde yapıldı.
Mevlidi anlatmak ise başka yazıya kalacak gibi gözüküyor... oğlanın koliği tuttu yine. En iyisi Cd’yi açıp biraz kucaklayayım bızdığımı...
Yorum (2) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
... olur mu demeyin? O kadar çok şey öğrendim ki bu 20 günde! Bi kere oğlumu kucağıma alıp tutuşum bile değişti. İlk günlerde yaşadığım tedirginlik geride kaldı. Sonra yavaş yavaş ufaklığın beden diliyle bize neler anlatmaya çalıştığını anlamaya başladım. Meselaaa.... mırıldanıp,bi yandan yalanıyor ya da ağzını açarak “ıngaaa” diyorsa: “karnım acıktı hadi anne besle beni”. Ayaklarını gerip, kıpkırmızı kesildikten sonra ağlamaya başlıyorsa : “gazım var, uğraşıyorum ama çıkmıyor hadi beni kucağınıza alıp gazımı çıkarın”. Bacaklarını ileri geri itip çekmek suretiyle “ıngaaaa” diyorsa : “hem gaz çıkardım,hem kaka yaptım hadi bezimi değiştirin”. (bunu anlamak için çok da uğraşmak gerekmeyebiliyor, etrafı kaplayan koku zaten mesajı almanıza yetiyor J ) Kesik kesik ağlama benzeri mırıltılar çıkarıp, ağlasam mı ağlamasam mı gibi bir ifadesi varsa: “hadi bana ilgi,sevgi gösterin, kucak delisi oldum zaten,alın kucağınıza da susayım”. Bi de kesinlikle neyle alakası olduğunu anlayamadığımız ağlamlar var ki, işte onlar başladı mı eyvah eyvah J İşte bu yüzden bu kısacık zamanda öğrendim ki, eğer ufaklık uyuduysa sen de uyuyacaksın yoksa 24 saati sadece bir buçuk- iki saatlik uyku ile geçirmek zorunda kalabiliyorsun. O uyuduğu anda uyuduğun iki saatlik kesiksiz uyku sekiz saatlik uyku kadar yetebiliyor (mümkünse o sırada, uyku esnasında çıkardığı seslere, guruldamalara bakacak biri olsun ve hatta bebişe sizin yattığınız odanın dışında bakılsın). Tüm bunlarla beraber yazılan,çizilen, okuduğum her türlü bilginin ne kadar kolay yıkılabileceğini ve bu bebek denen küçük insanların kendi kurallarını kendilerinin koyduklarını öğrendim. Örneğin, bebekler günde 20 saat uyur diye okumuştum. Ama yok böyle bir şey. Bizimki 14-16 saat uyursa kendimi şanslı hissediyorum. Hamileyken , oğluş dünyaya gelince, yok emzik vermeyelim, yok sallayarak uyutmaya çalışmayalım, yok her ağladığında kucağa almayalım dedik demesine de hangisini uygulayabildiniz derseniz, cevap hiçbirini. Öğrendik ki, uyuyabilmesi, ağlamaması, sakinleyip rahatlaması için her yol mübahmış. uykusuz her gece...esnerim ama uyumam işte :)
Bir de , lohusa bir kadının hayatını kurtaranları keşfettim;
· İlki yanınızdaki kişi ya da kişiler. Eşin dışında yanınızda size destek olacak kişi çok ama çok önemli.
Biz taze anne-baba, ilk başta “herşeyi biz hallederiz, siz büyükler rahat olun” dedik ama uykusuz geçen 3 gecenin ardından anladık ki en azından 40 gün boyunca destek almak taze anne-babaların ruh sağlığı açısından sağlıklı oluyor.
Yoksa “hem emzirip, hem alt değiştirip,tekrar emzirip tekrar alt değiştirip bi de kıyafet değiştirip üstüne uykusuz bir halde neden ağlıyor bu çocuk” konumuna geldiğinizde eğer üçüncü ve hatta dördüncü bir kişi bu aşamaların bir ya da bir kaçını üstlenmezse değil gözünüzü açacak, nefes alacak gücünüz kalmıyor J. Bu konuda ben, gece 3-5 nöbetlerinde hem beni yanlız bırakmayan, hem ben emzirirken suyumu veren,yanımda oturup uyuyakalmam için bana destek olan ve alt değiştirme uzmanı kayınvalidem, Necla annemin hakkını ödeyemem. Hele bir de gündüzleri annem bu devir daime destek verince, valla ikisi beraber (her ne kadar onlar kendilerine bokçu başları ismini takmış olsalar da) voltranı oluşturdular.
· İkincisi, göğüs kalkanları. İlk olarak ismini duyduğum da kalkan da ne ya, savaşa mı gireceğiz oğlumla gibi soğuk bir espri geçmişti ama anladım ki bu kalkanlar,ufaklık emmeye başladıktan ve süt stoğunuz arttıktan sonra hayat kurtarıyor. Göğüs pedlerinde de sütleriniz ziyan olmamış oluyor. Ben “avent” markayı tercih ettim. Ve çok da memnun kaldım.
Ürün detayları için (http://www.e-bebek.com/Product_Detail.aspx?ProdID=757 )
· Üçüncüsü, göğüs ucu kremi. Hep bahsedildiğini duyduğum ve emzirmeyi işkence haline getiren göğüs ucu çatlakları (tak tak tak nazar değmesin) kullandığım Lansinoh Lanolin krem ve doğru emzirme teknnikleri sayesinde olmadı. Hem bu kremi sürdükten sonra emzirmede de bir sakınca olmadığından kullanımı çok kolay.
· Dördüncüsü, elektrikli pompa. Gece 3-5 nöbetlerinde,bıcır bir yandan altı değişip, bir yandan üstü değiştiği zamanlarda göğüsde uyuyakaldığında, sizin biriken sütlerinizi ileriki zamanlarda kullanmak üzere toplayan mucizevi hayat kurtaran alet. Bu pompanın ekürileri süt poşetleri ve süt toplama kapları da eş oranda hayat kurtarıyor.
http://www.e-bebek.com/Product_Detail.aspx?ProdID=5341
http://www.e-bebek.com/Product_Detail.aspx?ProdID=5802
· Beşincisi, bitki çayları. Bebeğin gazı için de yararlı diyorlar ama esas anne için birebir.
Aktarımızın önerisi üzerine gaz problemi için rezene,ısırganotu-ki süt arttırırmış- ve bir miktar –azıcık- anasonu kaynatıp her akşam içiyorum. Henüz oğlanda bir faydasını göremedim ama umudum var. (bu arada süt artsın diye yedirilen, helva-tahin pekmez ve bilumum yiyeceklere kanmayın bakın Dr. Kadir Tuğcu, süt artmasıyla ilgili çok hoşuma giden yorumu şöyle:
“İnsan memesi inek memesi yapısında değildir, bu nedenle uzun süreli süt biriktirmez. Çocuk emmeye başladığı anda süt yapılır. Nasıl gözyaşı ağladığımız zaman akıyorsa, yani bir yerde toplanmıyorsa süt de böyledir. Süt hücrelerinden anında süt yapılır ve bebek emdikçe de gelir. Süt olayı tamamen psikolojiktir.
Kadının yerli yersiz üzüntülerle dolmamış olması gerekir. Niyet de önemli. Annenin bebeğini emzirmek istemesi önem taşır.
Süt yapıcı gıda diye bir şey olmaz. Süt yapıcı diye annelere zorla içirdikleri veya yedirdikleri şeylere dikkat ederseniz, hepsi susama isteği uyandıran maddelerdir. Anne bunları yiyince bol bol su içme arzusu hisseder. Bol bol su içince de süt miktarı artar.
Yani keramet helva, tatlı, soğan, pekmez veya kompostoda değil bunları yedikten sonra hararetten dolayı içtiği sudadır.”
Oğlanın gaz problemi için ise acı elma yağı aldık. Banyo sonrası ayak altına ve karnına sürüyoruz. Ama daha çok yeni kullanmaya başladığımız için işe yarayıp yaramadığını ilerleyen zamanlarda paylaşırım.
· Altıncısı, Oksitin pişik kremi. Hastaneden çıktığından kıpkırmızı olan oğlumun poposu içinde % 40 çinko bulunan bu krem sayesinde düzeldi.
Bir de son zamanlarda altını pamuklu ve yağlı suyla silmek yerine (alkolsüz ıslak mendiller bile tahriş edebiliyor bu hassas ve kadifemsi popoları) her kaka sonrası poposunu lavabonun altında yıkamaya başladık. O zamandan beri de poposu çok daha iyi.
· Yedincisi, eğer ki bebeğiniz erkek ise, altını değiştirirken kullanacağınız mendil, kağıt havlu ya da geçenlerde gördüğüm şu alet (wee block - http://www.onestepahead.com/product/osa/427777.html ) üstünü başını ıslatmadan, ya da sizin üstünüzü başınızı ıslatmadan alt değiştirme açısından hayat kurtarıcı.
· Sekizincisi, emzirme yastığının ilk başta bir pazarlama hilesi olduğunu düşünmüştüm ama birkaç kez yastıksız emzirmek zorunda kalınca yastığımın değerini anladım.
Kesinlikle olmazsa olmalardan.
· Dokuzuncu olarak, hızlı biberon ve mama ısıtıcısı da olmazsa olmazlardan. Uykusuz bir gecenin sabahında, ev ahalisinden ilgilenecek kişiye oğlunuzu bir sonraki acıkma seansını düşünmeden gönül rahatlığıyla emanet edebilirsiniz.
http://www.hepsiburada.com/productdetails.aspx?categoryid=301166&productid=oyunaventa5869
· Son olarak, emzirme seansları esnasında, o kadar çok enerji kaybedip hem acıkıp hem susanıyor ki. Başucunun olmazsa olmazları:şişe-şişe su, meyve suyu, çikolata ya da lohusa şerbeti ve gece yanınıza alacağınız meyveler.
20 gün geride kaldı, bunlar ilk tecrübeler. Günler ilerledikçe elbette paylaşacak daha fazla tecrübeye sahip olacağım. Şimdilik taze anneden bu kadar J
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Son hazırlıkları da tamamladık ve artık Efe Deniz’i gönül rahatlığıyla beklemeye başladım.(gönül rahatlığı derken zamanın yaklaştığını düşündükçe o rahat gönül yerinden çıkmaya çalışıp duruyor J )
Kapının önünde doğum ya da diğer bir deyişle hastane çantam hazır.
Hastane çantası deyip geçmeyin oldukça kapsamlı bir iş bu çantayı hazırlamak.
Öncelikle bebiş için gerekli malzemeleri koymak lazım. Nedir bunlar?
· 2-3 adet hastane çıkışı (kusma, alta kaçırma ihtimalleri düşünülerek)
· 1 adet battaniye (hava durumuna bağlı olarak)
· Islak mendil
· Ana kucağı (çıkışta rahat taşıyabilmek için)
· Yenidoğan bebek bezi (pek çok hastane verdiği için ben çantama koymadım)
·
Anne için gerekli malzemeler ise:
· Gecelik (2-3 adet: terleme, kanama, ve bebeğin üstünüze kusma ihtimaline karşı)
· Kişisel bakım malzemeleri( krem,diş fırçası,diş macunu, deodorant..vs)
· Terlik
· İç çamaşırı ( yüksek belli kilotlar ve emzirme sütyenlerive terleme ihtimaline karşı rahat birkaç adet atlet)
· Çorap
· Göğüs ucu çatlamalarına karşı krem
· Göğüs kalkanı ya da göğüs pedi
· Ve yeni doğum yapmış kadınların olmazsa olmazı kırmızı kurdele (ben taç tercih ettim J )
Tabii sağlıkla ilgili evrakların, tahlillerin bulunduğu dosya, aranması gereken kişilerin telefonları, fotoğraf makinesi ve video da unutulmamalı.
E tüm bunları koyunca tahmin edeceğiniz üzere kapının önünde sanki 1 haftalık tatile gidecekmişim gibi gözüken kocaman bir çanta duruyor.
Hastane çantamın hemen yanında ise annemle beraber , hastaneye ziyarete geleceklere ikram etmek üzere hazırladığımız bebek şekerleri duruyor.
Aşağıda da göreceğiniz üzere etraf biraz dağıldı ama oğlumuz için kendi yarattığımız şekerleri hazırlamak çok da keyifli oldu.
Kısaca hastaneye gitmek üzere evden çıkarken Fikret’in eli kolu oldukça dolu olacak J.
Hastaneden çıkıp eve geldiğimizde de ,ihtiyacımız olan tüm eşya ve malzemelerin listesini çok önceden yaptığım için bu konuda da içim rahat.
Geri döndüğümüzde “aaa bak şunu almayı unutmuşuz” diyebileceğimiz birşey kalmadı.
Yani anlayacağınız üzere ,oğlanın çeyizi hazır ve nazır kendisini beklemekte.
Neler yok ki bu çeyizde?
Öncelikle içeri girdiğinde insanın içini ısıtan bebek odası. Bebek odası geleli neredeyse 2 ay oldu ama boya kokusu daha yeni çıktı.
Bebek mobilyalarını tecih ederken özellikle kurşunsuz boya ile boyanmış ve bebek güvenliğinin ön planda olmasına dikkat ettik.
Mobilya için Modoko’ya(www.modoko.com.tr) gittiğimizde çeşitler arasında resmen kaybolduk. Ama sonra Mutlu bebe’de(mutlubebegenc.com) aradığımız modeli rengi ve koşulları bulabildik. Üstelik bebek odası alana beşik ya da oyun parkı kampanyasına da denk gelmiş olmamız, oğlanın seyahat yatağı ya da oyun parkının da şimdiden alınmış olmasına yaradı.
Eşyalar geldikten kısa bir süre sonra,bıcırın cicilerini,yıkama tülünün içine yerleştirip bebek deterjanı ile yıkadık ve dolabına yerleştirdik.
Minicik patikleri,eldivenleri, body ve zıbınları dolabın içinde öyle kayboldu ki çözüm olarak IKEA’dan saklama kutuları alarak hepsini sınıflandırdık ve çok da kullanışlı oldu, tavsiye ederim.
Banyo malzemeleri ve emzirme ürünleri için ise e-bebek’in Çamlıca’daki mağazası çok dolanmadan tüm ihtiyaçlarımızı karşıladı.
Geriye sadece gün saymak kalıyor...
Kısacası son hazırlıklar tamam brek... seni bekliyoruz artık brek...acele etme brek...haftaya filan gel artık brek J
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Hamile olduğumu öğrendikten kısa bir süre sonra yakınlarımdan, birkaç tane daha müjdeli haber almam ve etrafımda “potansiyel” anne adaylarının artması sebebiyle, hamileliğim süresince ihtiyacım olan ve kullandığım her türlü bilgiyi sizlerle paylaşmaya karar verdim.
İnsan hamile olunca toplayabildiği her yerden bilgi toplamaya çalışıyor.
Tabii bu bilgi kaynaklarının en başında da internet geliyor.
Açıkçası deli gibi sitelerin arsında dolanmanın bir süre sonra çok yorucu olduğunu fark ediyorsunuz ve geriye sürekli kullandığınız birkaç site kalıyor .
Ben hamileliğim süresince en çok faydalandığım sitelerin listesini kategorilerine göre ayırdım ve sizlerle paylaşmak istedim J
İlerleyen zamanlarda (belki yarın, belki yarından da yakın), bebek odası, hamilelik çantası(hastane çantası), bebek ihtiyaçları için alışveriş..vb gibi konularda yazmaya devam edeceğim.
Kolay gelsin...
Sağlık- Hamilelik:
www.gebelik.org : özellikle hafta hafta hamilelik bölümü süper .Her hafta ne yaşayacağınızı takip edebileceğiniz, kaçıncı hafta kaç kilo almanızın normal olduğunu ve bebeğinizin gelişimiyle ilgili her türlü bilgiye ulaşabileceğiniz en kapsamlı site diyebilirim. Ama ben tek siteyle yetinemem diyorsanız,
www.hamile.gen.tr : ile hamilelik ve kadın hastalıkları ile ilgili bilgilere ulaşabilirsiniz.
www.sibelacikalin.com : Canım doktorumun Sibel Açıkalın’ın sitesi J Henüz çok taze, ama şöyle diyor tatlı doktorum karşılama yazısında : “Gebelik, kadın sağlığı ve cinsel sağlık konularında ayda bir kez yeni yazı eklemeyi ve sizden gelen sorulara olabildiğince hızlı yanıt vermeyi, göndereceğiniz yazı ve fotoğrafları yüklemeyi planladığım bu site aracılığıyla iletişimde kalmak dileğiyle...”
Bu arada şahane fotoğraflarına bakmadan siteden çıkmamanızı tavsiye ederim.
www.akillibebek.com : Hem hamilelik, hem de doğum sonrası çok faiDELİ bilgiler bulabileceğiniz, sorularınızı deneyimli annelerle paylaşıp cevap alabildiğiniz bir site.
Alışveriş:
www.e-bebek.com : Bebeğinizin ve sizin ihtiyacınız olan herşeyi bir tıkla rahatlıkla bulabiliyorsunuz. Ben dokunarak alışverişi severim diyorsanız İstanbul’da, Kızıltoprak ve Çamlıca’da olmak üzere 2, Ankara ‘da ise bir mağazası bulunmakta.
Yine alternatif ikinci bir siteye bakmak isteyenler,
www.bebekmarket.com : sayesinde aradıkları ürünlere ulaşabilirler.
www.e-hamile.com : Bu site ise sadece size özel. Hamileliğiniz boyunca, evden çıkmadan ihtiyacınız olan ürünleri rahatlıkla sipariş edebiliyorsunuz.
www.manavim.com : Aşerdiğiniz her türlü meyvenin siparişi için ideal bir site. En çok da baba adayları için büyük kolaylık J
www.dogumfotograflari.com : Sanırım ve umuyorum ki Efe Deniz’in ilk fotoğrafları kendi blogundan önce bu sitede yayınlanacak.
www.simplycolors.com.tr : Bebeğim,kimsede olmayan kıyafetler giysin diyorsanız ya da arkadaşlarınızın yeni doğan bebeklerine şöyle esprili birşeyler alayım diyorsanız bu siteyi mutlaka inceleyin.
Doğum sonrası :
www.cocukgelisim.com : Ay ay bebek gelişimini, aşı takvimini ve beslenme ile ilgili bilgilerin bulunduğu bir site.
Ve tabii ki ilerleyen zamanlarda bu kategorinin altına pek çok yeni site ekleyeceğim J
Şimdilik aklıma ilk gelen siteleri sizlerle paylaştım, umarım işinize yarar...
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı