![]()

![]()
Blogcu'da karşılaştığımız teknik sorunlar ve yeni kızımızı blogsuz bırakmamak adına taşındık!!!
Bundan sonra meceralarımıza,
www.denizvenehir.blogspot.com
adresinden ulaşabilirisiniz...
Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Yok, ben bu işi beceremeyeceğim galiba...
Buluşmanın karşıda olması..vs sebebiyle kala kala 2 kişi kaldık buluşmaya gelecek olabilen.
En iyisi yer ve zaman konusunu sizlere bırakmak.
Bu sefer ulaşım ve çocuklarla ilgilenme konusunda destek olmaları için babalar da dahil olsun.
Madem büyük çoğunluk karşıda, karşıda bir yer olsun...(ama siz neresi olabaileceğini söyleyin,malum ben karşıyı pek bilmiyorum)
Bir de uygun tarihleri söylerseniz ben doğurmadan inşallah yeni bir buluşma organize edebiliriz :)
Tekliflerinizi bekliyorum...
Yorum (10) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
yandı yürek tutuştu...
Aldırmazdı kimseye..
Bak ne hallere düştü...
Günlerce hatta gece uyandığımda bile kafamın içinde çalıp durdu bu şarkı.
Ve haliyle RedBull Flugtug günü biz de o 85.000 kişinin arasındaki yerimizi aldık.
Tahmin edersiniz ki 85.000 kişinin arasında yer almaya kalkınca, hele bir de güne geç başlayınca yerin en arkada oluyor :)
Ve uçan makinaları çekiyorum zannederken abuk subuk,şeylerin resmini çekebiliyorsun. Şekil 1A
Kalabalığa bakın,hem karada hem denizde
Günün karlısı bizim oğlandı hemencecik iki dakikada arkadaş edinip kaynaştı :)
Merhaba Zeynep memnun oldum ben de Efe Deniz
Biz de baktık birşey göremiyoruz arabaların arkasındaki sembollerle resim çektirip, balkonumuzun serinliğine geri döndük...
Hiç işim olmaz uçanla kaçanla...
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
...Çünkü buluşuyoruz!!! (3 Mayıs yağmur yüzünden iptal olunca 7 haziran garanti olur değil mi)
Efe Deniz için yazılar yazmaya başladığım zaman, bu blogu Efe Deniz ve birkaç akrabamdan başka kimsenin okuyacağı aklıma gelmezdi.
Zamanla,bu blog sayesinde öyle arkadaşlar edindim ki, zaman zaman bana en yakın dediğim arkadaştan bile yakın oldunuz.
Gerek yorumlarınız, gerek akıl danışabileceğim kadar samimi olmanız, gerek kötü anlarımdaki desteğiniz, hepsi sanki sizleri yıllardır tanıyormuşum hissi yarattı bende.
Ama artık yaz yaz bir yere kadar değil mi?
Hep yaz gelse de buluşsak diyip duruyoruz ya... işte bu Cumartesi (7 Haziran) o gündür.
Hamile kaldığımı öğrendiğim an yaşadığım panikle ve ne yapacağımı bilmez haldeyken aklıma ilk gelen isim Elif oldu.
Elif, sizin bildiğiniz diğer adıyla Kayra&Deniz&Süpriz Tuncer’in annesi.
Kayra ve Deniz arasında da 1 yaş kadar bir fark vardı ve 2 çocuğa rağmen şu an hamileydi.
“Tamam”, dedim, Elif bana arasında 1 yaş olan bir bebek doğurmanın iyi ve kötü bütün detaylarını anlatır.
Öyle de oldu. Ama yazdıklarının pek çoğu o kadar olumluydu . Eşim tarafından çelinen aklım, Elif tarafından içimin rahatlamasıyla mantığa dönüştü.
Üstelik bir de güzel teklif sundu Elif , “ aralarında 1 yaş olan 2 çocukla yaşamayı bizzat tecrübe etmek istersen buluşalım”
İşte blog arkadaşlığı ortak buluşması kararının ilk tohumu bu cümle ile atıldı J
Şimdi, siz sevgili blog arkadaşlarım 7 Haziran Cumartesi şu sanal ortamdan çıkıp canlı canlı buluşmaya ne dersiniz?
Buluşma detaylarına gelince:
Yer : True Blue Beach (eski fenerbahçe piramidin olduğu yer)
Adres: Fener kalamış cad. Marina karşısı. FENERBAHÇE
Tel : 0216 550 51 95
Web: http://www.truebluebeach.com
Buşluşma saati : 14:30
Yağmur..vs gibi durumlar halinde bu program kendini yenileyecektir.
Bunun dışında biz orada olacağız hepinizi bekleriz. (gelecek olanlar önceden bildirirlerse rezervasyon yaptırabilirim. Malum yaz,cumartesi.... sonra ayakta kalmayalım)
Yorum (15) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Benimki küstü bana. Kollarını göğsünün üzerinde bağlayıp, kafası öne eğik bir şekilde sırtını içimdeki en kuytu köşeye dayadı, rugan ayakkabısının burnunu yere vurup duruyor. Öyle kuytu bir köşede duruyor ki, ayakkabısını her yere vurduğunda yerden havalanan toz zerrecikleri çorabının danteline yapışıyorlar.
Son bir hafta 10 gündür, kavga ediyorum sanki kendimle.
Oğlan ağlıyor ben ağlıyorum, oğlan susuyor ben yine ağlıyorum.
Gece 3de uyanıyor, ağlıyorum, sürekli yanına olayım istiyor, annem alıp biraz nefes almamı sağlıyor yine ağlıyorum, ....bir ağlama hali ki sormayın gitsin...
Reklamlarda ağlıyorum, haberlerde ağlıyorum,filimlerde hüngür hüngür ağlıyorum...
Sırtımda bir ağrı,daha doğrusu sırtımda mı ciğerimde mi onu da bilmiyorum.
Tek bilidiğim oğlan ağladığında kucağıma alırsam kaburgalarımın ciğerlerime battığı, almazsam ise kalbime oklar battığı...
Doğum sonrası depresyonu yaşamadım derken “post post natal” depresyondayım herhalde. Ya da bahar depresyonu ya da...... her neyse işte bilemiyorum. Tek bildiğim o pozitif o neşe dolu kız çocuğunun biraz köşesine çekilmek istediği. Kısa bir ara, tadilat sebebiyle bir süre kapalıyız... bir-iki haftaya kalmadan yenilenip,dirilip,capcanlı döneceğiz yazılarımıza...
Yorum (6) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Damlanın annesi Yaprak mimlemiş beni.
Mim konumuz :” 55 kelimeyi geçmeyen bir öykü yazmak”.
55 kelime sınırı çok zorlayasa da aklıma ve kalbime düşen ilk kelimelerle bir kısa öykü yaratmaya çalıştım.
Konumuz: İçimizdeki Çocuk.
Saçları dalgalanıyordu küçük kızın, her gel-gitinde salıncağın. Rüzgar yüzüne vurdukça daha hızlı, daha hızlı sallanıyordu.
Etrafında koşuşan , kumda oynayan, bağırıp-çağıran çocuklar sanki çok uzağınaydı.
Salıncak ileri geri hareket ettikçe daha da küçülüyordu yaşı. 5 yaşına kadar indikten sonra atladı salıncaktan, tırmandı hızla kaydırağın merdivenlerine. En tepeye ulaşınca hızla bıraktı kendini aşağıya.
Yıllar ileri gittiler bu sefer. Üzerindeki kumları silkeleyip ayağa kalktı genç kadın kalbindeki küçük kız çocuğunu da aldı, uzaklaştı parktan.
İçimizdeki çocukları hiç kaybetmemek dileklerimle ben de “candaşım”ı , “canito”yu ve “kayrevedeniztuncer”i mimliyorum J
Öykülerinizi bekliyorum.
PS: bu öyküyü yazdıktan sonra TV de "içim dolcia" diye bir reklam gördüm. nerdeyse benim hikayemle aynı gibi ancak ben yazımı bu reklamı kesinlikle görmeden yazdım. Paylaşmak ve bilgilendirmek istedim.
Yorum (2) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Hamile olduğumu öğrendiğimde içimde kelebekler uçuşmuştu.
Sonra anneler gününde daha 9. Haftamdayken bebeğimi kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya geldiğimde içimde fırtınalar kopmuştu.
Karnım büyüdükçe, içimde büyüdü durdu sevgim.
Bir blog yazmaya başlayıp, yeni anneleri, yeni bebekleri tandıkça daha iyi anladım.
İçimizdeki bebeklerin hayatın bize sunduğu mucizeler olduğunu....
Hani bir reklam vardı “70 milyonda bir şans vardı, bebeğiniz kazandı” diye. İşte bu, o mücadeleyi kazanan bir bebeğin hikayesi aslında... ama önce, kimdir bu şanslı bebeğin ebeveyinleri... J
Biz şimdi aile mi olduk demiştim evlendiğimizin 2. Günü.
Evet demişti eşim gülerek “aile olduk”.
Hiç iki kişilik aile olur mu demiştim.
Olur tabii demişti.
Kalabalık bir aileye sahip olsam da en bi çekirdeğinde 3 kişilikti ailemiz;anne,baba ve ben ,tek çocuk ben.
İlkokul yıllarında anneme yazdığım “benim hayatta tutunacak bir dalım olmayacak mı, ben böyle yalnız ve bedbaht (bak bak sen ilkokul çocuğunun kullandığı kelimeye) mı büyüyeceğim” gibi duygu sömürüsü içeren cümlelerle dolu mektuplarım annemi ikna etmeye yetememiş, hayatta tutunacak bir dalım olmadan tek çocuk olarak büyümüştüm.
Yıllar sonra ise bir kardeşe sahip olmak için aynı aileden olmanın şart olmadığını, hayatta, insanın kendi elleriyle seçtiği kardeşleri olabileceğini gördüm.
Önce Bora girdi hayatıma. Babamın deyişiyle “paslı kafa”. (Çocuklar duymasın’ın havucu kadar olmasa da az biraz kızılımtraktır kendisi)
O zamanlar (sanki yıllaarrr yıllarr öncesinden bahsediyormuşum gibi geldi diyecektim ki 8-9 yıl öncesinden bahsettiğimi farkettim) gece dışarı çıkma konusunda bizimkiler biraz tutucu ve kısıtlayıcıydı. Ama gidilen yerde Bora varsa sorun ortadan kalkıyordu.
Bora’yı abim gibi kabullenmişti bizimkiler de.
Hatta bir yaz Fenerbahçe kulübünün havuzundaki şu dialoğu hala unutamam.
Bora: Hadi birşeyler yiyeyim.
Başak: tamam pareomu bağlayayım gidelim.... hazırım, hadi...
Bora: O ne o...belindeki? Bari mendil bağlasaydın! Jale teyze(annem olur) şu haline bak kızının!
Annem şaşkın şaşkın bakakalmıştı. Bildiğiniz pareo ile gidememiştim havuz kenarındaki kafeteryaya.... ama sanmayın ki tutucudur kendisi,aksine zıpırın önde gidenidir... neyse, nerede kalmıştık?Pek bir dağıttım gene konuyu... Hah, gece dışarı çıkmak...
Yani gençlik yıllarımdaki gece dışarı çıkma rahatlığımı ona borçluyum.
Hem sonra “her türlü” konudan konuşabilme ve espri kaldırabilme rahatlığımı da ona borçluyum. (ahh ahh az mı uğraşırdı-dalga geçerdi benimle)
Ve hatta ikili ilişkilerdeki “en olmadık durumlarla” ilgili bilgilerimi de ona borçluyum.
Ama tüm bunlardan önemlisi Zeynep’i, hayatıma kazandırdığı, kendi ellerimle seçtiğim bir kardeşim olmasını sağladığı ve hiç olmayan abim rolünü üstlendiği için çok şanslıyım.( bu cümleyi okuyunca aklından “Zeynep kardeşi, ben abisi??? diyerek” nasıl muzur bir düşünce geçeceğini bilecek kadar da iyi tanırım kendisini)
Zeynep, annemin deyişiyle dantel gibidir. Zarif ve güzel.Bora’nın diğer yarısı gibidir. Her zaman mantıklı, her zaman kibar, her zaman düşünceli, iyi gününde, kötü gününde her zaman yanında...
“Hamileyim” dediğim zaman attığı çığlıklar, en az benim kadar mutlu olması dün gibi aklımda...
İnce düşüncelidir, anlayışlıdır, en önemlisi tutarlıdır. Konuşmadan sadece bakışarak anlaştığımız çok olmuştur Zeynep’le. Dediğim gibi özeldir hayatımdaki yeri. Dedim ya kendi ellirimle seçtiğim kardeşim olmuştur artık o benim. (ilk üç ayda yaşanan duygusallık nedeniyle umarım gözlerin dolmamıştır benim yüzümden Zeyn’cim)
Ama bakmayın onu, böyle cici-bici, sessiz sakin gibi anlattığıma, içinde de çılgın mı çılgın bir kız çocuğu vardır J (burada bir söz sanatı hilesi yaptımJ-sanırım kinaye- )
Çünkü artık, Zeynep’in içinde de bir mucize büyümekte.
Şu an mini minnacık zıplayan bir mercimek. O yüzden henüz çılgın bir kız mı?(ki inşallah öyledir Bora’cım, biliyorsun Efe Deniz çok sevinecek bu işe) yoksa çılgın bir oğlan mı( tamam tamam oğlan olursa da maç yaparlar yine seviniriz) bilemiyoruz.
Ama en kısa sürede öğrenmek için sabırsızlanıyoruz...
Amannn kız olsun,erkek olsun,ne olursa olsun, en önemlisi sağlıklı olsun.
70 milyonda bir ihtimal vardı, bebeğiniz kazandı ....Desenize kalbimde size ait olan haneyi genişletmem gerek, artık üç kişisiniz ne de olsa...
Yorum (5) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Bugün anneannemi ziyarete gittim. Yoğun bakımdan odaya çıkarılmıştı. Beni görünce gözleri parladı. İlk cümlesi “ben iyiyim” oldu. Ben de ona “zaten çok iyi görünüyorsun” dedim. Bu cümleyi söylerken gözlerimin yandığını,içimin burkulduğunu hissettim. Çünkü boğazının altından aşağıya nereye kadar indiğini göremediğim bir kesik vardı göğsünün orta yerinde. Sonra “ayakta durmalıyım,güçlü olmalıyım daha yapacak çok şey var dedi”. Güldüm , “tabii” dedim, “daha Efe Deniz’e sünnet töreni yapacağız”. O da gülümsedi. İşte o anda içim ılık ılık oldu. Anneannem başarıyla çıkmıştı bu ameliyattan ve şimdi eskisinden de daha sağlıklı olacaktı. İşte mutluluk bu diye düşündüm. Mutluluk bu.
Sonra yol boyu hayatımın çeşitli evrelerinde mutluluk kavramının ne kadar değişken olduğunu düşündüm. Bekarlıkta, evlenince ve çoluk çocuğa karışınca değişiyordu mutluluk...
Bekarken, kızarmış ekmek ya da taze kahve kokusuyla,
Evliyken, eşinin öpücükleriyle,
Çocuktan sonra, bebeğinin acıktım diye mızıldanmasıyla, ya da gülümsemesiyle uyanmaktı mutluluk.
Bekarken, gece kızıkıza çıkmak,
evliyken gece çıktığında beraber eve dönebilmek,
çocuktan sonra gece dışarı çıkmanın aklına bile gelmediğini farkettiğinde gülümsemekti mutluluk.
Bekarken,arkadaşlarınla değişik yerlere gitmek,
Evliyken beraber nereye olursa gitmek,ya da evden çıkmak istememek,
Çocuktan sonra daha önce gittiğin yere bile gitsen hiç farketmediğin güzellikleri keşfetmekti mutluluk.
Bekarken modaya uygun alışveriş yapmak,
Evliyken, onun da beğeneceği şeyler almak,
Çocukatan sonra, kendini unutmak ve her gördüğünü bebeğine almaktı mutluluk.
Bekarken kilo vermek,
Evliyken kilo almamak,
Çocuktan sonra aldığın kiloların sebebiydi mutluluk.
Bekarken sınavlarda ya da işte başarılı olmak,
Evliyken aşık olduğun kişiyle olmak,
Çocukatan sonra ailenin tüm fertlerinin sağlıklı olmasıydı mutluluk.
Bekarken birini sevebilme ihtimalin,
Evliyken, sevdiğinin yanında olma halin,
Çocukatan sonra “ne çok kişi sığarmış meğer kalbime” durumuymuş mutluluk.
Sihirli bir sıvı gibi senin kalıbına uyuyordu mutluluk.
Ama önemli olan görebilmekti mutluluğu.
Dün, benim arkamda duruyordu mutluluk ve ben dönüp bakmadığım için göremedim mesela. Üstüme yapışan şu 5 kilo fazlalık yüzünden üniforma gibi dönüp dolaşıp giydiğim kıyafetlerin içinde yüzümden düşen bin parça, gözlerim dolu doluydu.
Bu sabah anneannemin odasından çıktığımda, koridorda annesinin kollarında ameliyat geçirmiş o iki-üç yaşlarındaki çocuğu görünce çok kızdım kendime. O anda anladım zaten, dün mutluluğun arkamda olduğunu ve dönüp bakmadığımı. Önümüzdeki aylarda giyebilecek bir sürü kıyafetim olduğuna mutlu olacağım yerde şu ana kızıp yanımdaki mutluluk sebeplerimi görmeyişimi.
Kaybetmek üzereyken şu an kollarımda olan dünya tatlısı bir oğlum, hala deli gibi aşık olduğum bir eşim, hayatta ve sağlıklı kalabalık bir ailem, aradığımda yanımda olan dostlarım ve daha pek çok şey vardı mutlu olmamı, şükretmemi sağlayacak.
Yine saçma sapan şeyler kızıp,üzüldüğüm, mutsuz olduğum anlar olacaktır ama bu sefer dörtbir yanıma bakıp daha aza indireceğim mutluluğumun farkına varamadığım anlarımı.
Sanırım Dianne Dengel’e ait yukardaki resminden başka söze yok hacet, bu mutluluk konusuna son noktayı koyarken...
Yorum (3) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Herkes şu an hastanede bir ben bıcırıkla burdayım. 2 aylık bir bebekle hastaneye gidip o kadar saat kalmaya cesaret edemedim ama bu seferde aklım fena halde orda kaldı. Sabahtan beri, zaman geçsin, kafam dağılsın diye yapmadığım ev işi kalmadı. Ki evde olduğumdan beri genelde her işi aynı günde yapmak (çamaşır, bulaşık makinası boşalt ve yerleştir,yer süpür) adetim değildir.
Pazartesi günü temizlik olacak olmasına rağmen kadına iş bırakmadım nerdeyse, artık Pazartesi kahveye gelir J
Sabah 09:00’da aldılar anneannemi ameliyata, bu saat oldu (14:30) hala sürüyor. Ameliyat öncesi herkes birbirine güçlü rolü yaptı durdu. Ben hep olumlu düşünürüm, biliyorum ki bir saat sonra anneannem eskisinden daha da enerjik olmak üzere çıkacak ameliyattan ama sanırım bir başıma- pardon oğlumla bir başıma- kalınca insan biran önce bitsin şu ameliyat da rahatlasam diye düşünmeden edemiyor.
Yapacak ev işi kalmayıp gücüm de tükenince ben de yazayım belki rahatlarım dedim.
Konudan konuya atlayıp, anlamsız cümleler kurarsam bugünlük affedin beni...
Ameliyat, hastane, doktor konuları aklımda dönüp durduğundan herhalde aklıma ilk olarak haftasonumuz geldi.
Cumartesi günü doktor kontrolümüz vardı. Aslında tam 2 aylıkken kontrole gitmeyi tercih ederdim ama iki aşı arasında sanırım 1 ay olması gerektiğinden 2 buçuk aylığa yakınken gitmek durumunda kaldık. Doktor, kilosunda 100-200 gr eksiklik olmasına rağmen genel olarak Efe Deniz’i iyi buldu. Karma aşısı yapılırken ağlayan oğlumuz felç aşısı sırasında gülümsüyordu. Sanırım o da, anne ve babası gibi bir tatlı delisi olacak. Zaten vitaminini verirken yalanmasından anlıyordum bunu, kontrolümüz sırasında kesinleşti.
Yanlız doktor kontrolümüz ile ilgili kafamda biraz soru işaretleri oluştu. Doktor,gözüne, kulağına bakıp kabini dinledi, ateşini ölçüp boy,kilo ölçümünü yaptı,aşılarını yaptıktan sonra kontrol tamamlandı. Tecrübeli annelerden bu konuda destek rica ediyorum. Rutin kontrolde doktorunuz neler yapıyor? Mesela bizimki hiç koluna bacağına,pipisine filan bakmadı,. Bakması gerekir miydi, onu da bilmiyorum...
Bi de üç aylık olmadan verem aşısı yaptırmamız gerekiyor. Önümüzdeki haftalarda mulaka bir verem savaş dispanserine (kadıköy verem savaş bize en yakın olan) gitmemiz gerekecek. Umarım verem aşısı ateş filan yapmıyordur.
Bu arada Efe Deniz’in saçları dökülmeye başladı. Anne annesi “kel oğlan, keleş oğlan” diye seviyordu zaten kendisini. Ben ise durumun vahamiyetini düşmüş olan emziğini yıkamadan önce fark ettim. Bakınız şekil 1A.
Şekil 1 A
Herhalde kafasının yanına düşmüş olmalı ki bu kadar saç yapışmış. Sonra korktum, ya yanına düştü diye bakmadan verseydim diye L. Dersimi aldım. Demek ki neymiş, emzik verilmeden önce her defasında mikroskobik inceleme altına alınacakmış.
Dün çektiğim resimde de saçları tüy gibi çıkmış. Galiba yakında tamamen kel kalacak bizim oğlan. (Bakınız şekil 1B.)
İnsan evde olunca, evde olmadığı zaman yapmak isteyip de yapamadığı hiçbirşeyi yapmıyor. Garip bir cümle oldu galiba. Şöyle ifade edeyim, çalışırken “ah keşke şöyle evde geçirecek boş 1 haftam olsa, seyretmek istediğim bütün DVDleri seyrederim” derdim.
Peki, uzun zamandır evdeyim kaç kez gündüz akti bir DVD koyup seyrettiğimi bir sorun. Sordunuz mu? Cevap veriyorum: 1! Evet sadece 1 kez.
Aslında “Lost” u ilk sezondan bu zamana bir kez daha seyretmek istiyordum, ama yok onu da yapamıyorum.
Neyse sonunda 4. Sezon başladı J Bir dizi her defasında insanın kafasında soru işareti bırakarak nasıl bitebilir? Nasıl bir yaratıcı kadro bu kadar muhteşem bir senaryo yazabilir?
Ohhhhh, şimdi haber geldi... saat 15:00. Ameliyat bitmiş ve başarılı geçmiş.
Çok rahatladım....
Sanırım artık daha fazla yazmama gerek yok. Artık gidip gönül rahatlığıyla bir şeyler yiyip, koltuğa yayılabilirim. Ve hatta belki de bir DVD seyrederim J
Yorum (5) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Aslında doğum günümü gününde kutlamak gibi bir planımız yoktu. Malum, ne de olsa hafta içi ne kadar kısa bir kutlama olursa olsun çalışanlar için yorucu ve zorlayıcı oluyor.
Ancak anneannemin bu hafta çıkan anjiyo sonuçları, acil bir bypass ameliyatı gerektirince ve ameliyatın da bu hafta içinde olma ihtimali olunca, mahalle baskısı kıvamındaki aile baskısı, saat 17:00 olduğunda “ya bu sene de kutlamayıveriririz ne olacak” ın yerini, “tamam tamam bu akşam kutlayıverelim bari”ye dönüştürdü.
Doğum günü spontane gelişince her zamankinden farklı ama yine de keyifli oldu.
Spontane doğum gününden notlara gelince;
hiçbir hazırlık yapılamadığından sadece pizza ve pasta ile yetinildi(ev yapımı tek mamül bile yoktu masada), 30 yaşıma girdiğime sevinildi(nedenseJ ), iyi ki doğdun Başaakkk denildi,bol bol resim çekildi ama daha da bol Efe Deniz ile ilgilenildi.
Efe Deniz’de bütün gece şaşkın şaşkın olan biteni anlamak için gözlerini kocaman kocaman açıp etrafa bakınıp durudu,her kucakta ayrı bir poz verdi.
13 Şubat itibariyle Efe Deniz 2 ay 1 hafta 1 günlük, Başak ise 30 yıl 1 günlük J oldu.
12 Şubat’ı geride bırakıp 13 Şubata geçtiğimizde ise geriye, ekteki kare kare anılar kaldı.
Yorum (4) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı